Satılık Tekneler

Memleketimde Tekneci Olmanın Zorlukları Üzerine Münazaralar
01.11.2014 Memleketimde Tekneci Olmanın Zorlukları Üzerine Münazaralar

Memleketimde Tekneci Olmanın Zorlukları Üzerine Münazaralar- Vol.1- 2014 Yaz Sezonu

2014 sezonuna girerken, takriben şubat-mart aylarında, her yıl yaptığım gibi bakım için teknemi karaya çektirmeye karar verdim. Fenerbahçe Marina’da “Sweet Surrender” adlı teknemin bulunduğu pontondaki komşum, kıymetli bir tekne yapımcısı abim, bana farklı bir tavsiye verdi- dalgıçla altını temizlet, karaya çektirip, o kadar yüklü para verme dedi.  Fiber teknelerin her yıl detaylı bakıma ihtiyacı olmadığını da söyledi. 

Tekne atma çekme  Aklına uyup, 200tl’ye dalgıçla altındaki yosunları ve türlü deniz mahlukatını temizlettirdim, hatta 60 tl üzerine verip, anodunu da değiştirdim. Sonraki seyirlerimde tekne performansının da iyi olduğunu görünce, ucuza getirdiğim kararımdan ötürü kendimi tebrik edip, kıvrak zekama hayran kalıp, bir de yanağımdan makas aldım. Ta ki, bir Burgazada seyrinde dümenin palaya hakim olmayı kestiği bir güne dek.  Güç bela kendimi bir botla bir şamandıraya bağlattım.

Akabinde anlamsız incelemelerim sonucunda, hiçbir şey anlamayıp, sadece teknemin hiçbir şekilde reaksiyon vermediğini anladım. Bye bye love, bye bye happiness. Mecbur, Burgaz’dan Kalamış’a tekneyi 400 tl’ye yedekleyerek çektirdim.  (Ki, inanın çok iyi fiyat) Motor ustasını arayıp, durumu anlattım. Bir hafta sonra tekneme geldiğinde, bu işi kendisinin değil, bir şanzıman ustasının çözebileceğini söyledi. 


Bir hafta sonra teşrif eden Şanzıman Usta Hazretleri, kaplinin yerinden çıktığını, takmasının iki gün süreceğini, karşılığında da 1600 tl rica ettiğini iletti. 1600 tl’nin kırılımını istediğimde, 100 tl’nin malzeme (kaplin isminin gizeminden 100 tl olmasını bekler miydim, o da ayrı) 1500tl’nin ise işçilik olduğunu söyledi. Aklıma o anda, “Dakikada 500 euro kazanıyor!” tarzı yedek kulübesinde çürüyen yabancı futbolcu haberleri geldi. Yalvar yakar 1500 tl’ye düştü. Herhalde dedim kaplin almayacak, kendi işçiliği ile halledecek, malzeme kullanmadan.

Bir hafta sonra işi bitti ve aradı. Kaplini takmış, deneme seferine çıkmış ama vibrasyon devam ediyormuş, bir de motor ustası bakmalı dedi. Acaba bu hayatta kimlerden ah aldım, ya Rabbim, estaüzübillah şeklinde haykırarak, motor ustasının baktığını, onun demesiyle zaten Şanzıman Usta Hazretlerine başvurduğumu, kendisinin önce 1600tl, sonra pazarlık karşılığında ve muhtemelen kaplin fiyatından düşerek bu işi 1500tl’ye yaptığını, dolayısı ile neden hala teknemin vibre ettiğini, neden titrediğini hafsalamın almadığını söyledim. Bence pervaneden dedi. Bir pervane ustası ile beraber motor ustası bakmalı dedi.

Pervane

Pervane ustası olduğunu, böyle bir zanaatın bulunduğunu, iki yıl evvel 500 tl karşılığında öğrenmiştim. Kendisini tekrar aradım ve durumu ona anlattım. Karaya çektirmen gerek dedi. Ya da istersen dalgıçla baktır ama vibrasyon varsa vibrasyon vardır, o yüzden baktırmak birşey değiştirmeyecek, çektir sen en iyisi diye bağladı. Bir Aziz Nesin karakteri gibi, marina ofisine gidip, tekneyi karaya çektireceğim dedim. Transitlogunuzun güncelini, sigorta poliçenizin bir nüshasını ve 300 euronuzu da hazır edin şeklinde salık verildi. Transitlogun günceli... Hımmm... Evet... Transitlogun günceli. Harry Potter olsa bulamaz yerini. Nerede bu! Ne zaman güncelledik, ben yapmadığıma göre, yapan kim? Teknemin işlemlerini yapan acentayı arayıp, istedim güncel evrağı. Dediler ki, sen bunu 2011’den beri güncellemedin, çünkü sana söyledik, parası çok geldi, istemedin. Şimdi cezası ile beraber 300 tl ödemen lazım. Hay hay, Ağaoğlu Mycity. (Çeviri: küfrediyorum!) 

Transitlogu ile beraber evrak ve euroları da ilettim marinaya ve sweet surrender karaya çekilmeye hazırdı. Bu arada dalgıçla ahbap olan ve teknemi yıkayan palamarcı kardeşim, teknenin altının BBC Earth belgeseline konu olacak kıvama geldiğini, bu dalgıç işinin tutmadığını, hazır çektirmişken, öbür kankası olan boyacı-palamarcının teknemin altına, boya dahil, 1.500 tl’ye bakım yapması gerektiğini söyledi.  Ben de kendisine hak verdim, çünkü aslında bu olaylar sonucunda büyük bir tevekkülle, herkes haklı hikmetine ermiştim. 

Tekne atma çekme

Motor ustası da karaya çektireceğimi duymuş, pervane ustası ile beraber çekek alanında beni bekliyordu. Karaya çektirip, tekneyi takozlara oturttuktan sonra, pervane ustası teşhisi koydu. Pervanenin iki yaprağı bükülmüş, vibrasyona neden oluyordu. 500tl’ye yapacaktı bu işi. Motor ustası da şanzıman, motor yağını kontrol edip, pervane takıldıktan sonra kalibrasyon kontrolü yapacaktı. Bu da 300tl idi. Boeing tamir ediliyordu sanki, benim 8.5 metrelik garibim yerine.

Bu arada, bir yandan aylardır tekneme yeni yuva arıyordum. Malum ihale sonucunda, Fenerbahçe Marina renovasyona gidecek, dedikodulara göre, 3 yıl bakımda kalacaktı. Ataköy benim için lojistik ve fiyat olarak opsiyon dışıydı, Pendik de ha keza öyle. İstinye-Tarabya hem adalara uzak, hem de pahalıydı, yabancı bayraklı olduğum için Göksu’ya da bağlayamazdım. Bebek’te tonoz parasına, insan daire alabilir, hatta insan satın alabilir, Kuruçeşme çok pis ve her türlü hırsızlığa açık- kısacası bana İstanbul’da yer kalmıyordu, gözüken oydu. Ben de tekneyi Bodrum’a götürmeye karar verdim ve Torba balıkçı barınağına bağlayabilir miyim acaba diye düşünerek,  o haftasonu olay yerine intikal edip, uzun araştırmalarım sonucu, barınak müdürü sayın Muhtar beyi kahvede okey oynarken buldum. Durumumu en kibar dille arz ettiğim Mıhtar, en kibirli edasını takıp, ağdalı ege şivesini elden bırakmadan, “Yiğenim, sen buraa bağlamak istersin emme, soğ bagalım hele bir yerimiz vağ mı, kendi köylümüze gönül çevirmiş miyik, sen girebilin mi buralaa hele onlağdan önce?” diye bana bir hayat dersi verip, okeyine döndü.     

Dönüş uçağında, sat ulan şunu, ne uğraşıyorsun, manyak mısın, milyarder misin, derdin mi yok dedim. O kararlılık ve çaresizlikle uçaktan indiğimde, palamarcı aradı, “Selim abi, teknen kız gibi oldu, bağladık yeni bir yere, burada sana muhtemelen 1 sene kimse dokunmaz, gel bak” dedi... 

Hayat denizde güzel Oscarlar açıklanırken, hani ekran 5’e bölünür, bütün adayları görürsünüz ve ödül açıklandığında, kazananın suratında bir milisaniye süren “koydum mu lan çocuğu!” ifadesi olur ya... İşte o ve sonrasında gelen vakurluk ve minnetle, ödülümü almaya gittim marinaya. Yepisyeni bir yerde, Çiçek Abbas’ın bakımdan geçmiş minibüsü gibi gelin çalımında teknem beni havuzluğuna davet ediyordu. Çalıştırdım motorumu ve sağlık ve çapkınlık dolu bir ses, hayatında vibrasyon nedir bilmemiş bir dümen bana selam etti. Palamarı çözüp yol vermemle beraber, Homer’in destanlarında anlatılan antik bir gemi, bir masal kuğusu, İstanbul’un nadir görülen sakin sularında süzülmeye başladı.

Sancağımda Kınalı, sonra Burgaz ve yine ilk arızanın olduğu Kaşık adasının önü rotasıyla- 1 saatlik yavaş ama huzur dolu bir yolculuk sonunda, tekneyi bağladım. Gün batmak üzereydi ve tekne döndükçe Heybeli, Burgaz’ın Kiliseleri, Kınalı, Yassı fon oluyordu bu mavi-kızıl renk cümbüşüne. Bir dublemi koydum, bir de Müzeyyen Senar’ı. “Bu akşam, bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un” diye gelen nağmeye ve İstanbul’a kadeh kaldırıp, yudumumu almadan evvel, tebessüm ettim. “Lan Selim, şanslı adamsın, kıymetini bil”  
 


Mavilik dolu günler dilerim...

Not: Lütfen yukarıda geçen masrafları alt alta toplamayın, ben yapmadım, siz de yapmayın. Üzmeyelim, üzülmeyelim. 


Selim Giray



YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber sadece yatvitrini.com’a link verilerek kullanılabilir. Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.
Yorumlar
 

Istanbul'da tekne baglama sorununun cozumu karaparklari ve marinalar uzerindeki vergi yukunun azaltilmasindan gecer.

Selim Bey size ulaşmam lazım telefonunuzu paylaşırmısınız ltf. Serhad Öktem

Selim Bey size ulaşmam lazım telefonunuzu paylaşırmısınız ltf. Serhad Öktem

Yorum Ekle

Yorum ekle

Gönder